Türkiye’de Program Yazan Yok mu

Admin | 16 Şubat 2009 | Kategori: Yazılım Geliştirme

WantediPhone, Apple telefon üreticiliğine soyunduğunda konuya geniş açıdan bakmayanlarca buzdağının sadece görünen yüzü oldu ve olmaya da halen devam ediyor.

Kimi telefon üreticileri bu buzdağına çarpıp bir süredir su almaya başladılar. Meraklıların kafasını karıştırarak daha fazla para kazanma taktiğini bir pazarlama becerisine dönüştürebilmişler de, bildiklerinden şaşmadan iPhone ve ondan önceki kral RIM’in BlackBerry’sinin taklitlerini piyasaya sürmeye başladılar.

iPhone veya BlackBerry satın aldığınızda sadece bir telefon satın almış olmuyorsunuz. Telefonun telefon özelliği haricinde arka planda çalışan büyük bir sisteme katılım sağlamış oluyor, o sistemin nimetlerinden faydalanmaya başlıyorsunuz. Bunu iyi bilen taklitçilerin şimdilerde harıl harıl çalıştıklarını görüyoruz. Tüketiciler ve sistem geliştiriciler tarafında ise henüz bunun farkında olunduğunu söylemek mümkün değil.

iPhone, sadece bir telefon değil. Bir iş modeli. Kendi iş modeliyle de telefon pazarlama yöntemlerini kökünden değiştirme iddiasını gerçeklemeye başlamış bir ürün ve aynı iklimi paylaşan destekçileriyle yaşayan ve yaşatan bir eko sistem. (Bknz. “iPhone Nedir, Ne Değildir” başlıklı yazı)

Biraz hafıza tazeleyelim…

Sıradan kullanıcı nezdinde bilişim sektörünün miladı sayılabilecek Windows 3.1′in piyasaya sunuluşundan itibaren adına bilgisayar denen “mal”la ilgili çift taraflı bir iş modeli de ortaya çıkmış oldu. Bir tarafta Microsoft’un ürettiği Windows isimli işletim sistemi, –ki belki buna Microsoft’un kaymaklı ekmeğe bal olsun diye ayrıca sattığı Office setini de eklemek gerekir– diğer tarafta ise daha sonra parçalarını oluşturan her bir unsurun ayrı bir teknolojik bilgi gerektirdiği ve kafalarında bunu kombine edemeyenlerin alabildiğine sömürülebildiği bir “Hardware”, yani bilgisayarın fiziksel hâli, kasası ve ekran, klavye, fare vb. diğer giriş çıkış aparatları.

Bu “iş modeli” diye nitelendirdiğimiz ve halen satıcıları adına iyi işleyen düzen, başlangıcından günümüze değin farklı ve göreceli güç sahibi başka aktörleri de kabul etti sahneye. Hem Software, hem de Hardware cenahından IBM’i sayabiliriz örneğin; Warp, Lotus gibi ürünleriyle ve zamanının güçlü bilgisayarlarıyla… Ancak, Türkiye’de bilişim sektörü daha emeklemeden önce yürümeye, sonra koşmaya girişti ve ardından “bize göre” bugünkü kaos ve hem Software hem de Hardware anlamında dışa bağımlılık oluştu. Artık Türkiye’de bilgisayar denince akla türlü çeşit bilgisayar geliyor ama Microsoft ürünleri bunun olmazsa olmazı. Bu anlamda bir kullanıcı bağımlılığından da söz etmek mümkün.

Bilişim sektörünün “Yazılım Geliştiriciliği” tarafında nerelerdeyiz?

Bugün Tübitak’ın Linux temelli “Pardus” işletim sistemini, başka bazı iyi niyetli ancak ticari anlamda görünen bir başarı sağlayamamış diğerlerini hariç tutarak cevaplarsak, “hiç bir yerde değiliz.” ya da “başkalarının olmamızı istediği yerdeyiz.” denebilir.

Bunun sadece Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu söylenemez elbette; ancak, Türkiye’nin en önemli farkı, devlet ve özel sektör kurumlarının bilgisayar alımlarındaki platform bağımlılığı.

Nasıl bağımlı olunmasın ki, programcılık, bilgisayar uzmanlığı denilince herkesin gözünde bir “Microsoft Certified Bussiness Partner” canlanıyor önce, sonra bu “Partner”ların tedrisatından geçen Windows İşletim Sistemi ve Ağ Yönetimi Uzmanları. Bilgisayar kursu demek, “Word”, “Excel” kursları demek değil miydi düne kadar?..

Yazılım geliştiriciliği konusunda dünyanın başka üniversitelerinden aşağı kalır yanı olmayan ülkemizin önemli üniversitelerinden mezun uzmanlarımız neredeler peki?

Yurt dışındalar; özellikle ABD’deler… Başka bazı gelişmiş ülkeler halen bu vasfa sahip insanlarımıza sorgusuz sualsiz vatandaşlık hakkı veriyor. Bu onlar adına çok güzel.

Ülkemizin ekonomik gerçekleri karşısında ne yapabileceklerini kestiremeyenler, potansiyelleriyle ilgili hayal kurmaktan yoksun olanlar ve Türkiye’de proje üretmeye çalışmanın ne demek olduğunu bilenlerden bazıları ise kendilerince haklı nedenlerle devlet kurumlarında, ülkemizin güzide bankalarında, büyük şirketlerinin bilgi işlem bölümlerinde iş bulup “gül gibi” geçiniyorlar.

ABD'deki Durum

ABD'deki Durum

iPhone daha çıkmadan hakkında atıp tutan Microsoft’un şimdiki CEO’su Steve Ballmer ne dedi biliyor musunuz geçenlerdeki bir sohbetinde?..

“Apple, para kazanmak istiyorsa telefonun kendisini değil yazılımını üretsin yalnızca ve telefon üreticileriyle iş birliğine gitsin. Onlara Mac OS X Mobil işletim sistemini satsın, iPhone değil.”

Ballmer’ın konuşmasından yaklaşık üç hafta sonra iPhone’un ciro hesabına göre dünyanın ikinci büyük akıllı telefon üreticisi haline geldiği açıklandı…

Tırnağı olan, kendi sırtını kaşır.

***

Buzdağının altında ise yazılım geliştiricilerine bugünlerde inanılmaz fırsatlar sunan bir altyapı mevcut. Öncesine dönelim:

iPhone’un telefonu tek operatöre kilitleyen Software şifresi çözüldü; kırıldı. Apple yazılım güncelleştirmeleriyle açıklarını yamadı, programcılar yeniden kırdı. Apple kapattı, programcılar açtı; ve bu böyle devam edegeldi.

iPhone üzerinde çalışan kimi eğlenceli, kimi fonksiyonel, yüzlerce yazılım geliştirildi. Bunları kırık iPhone’lara yükleyen mekanizmalar geliştirildi, korsan yazılım portalları oluşturuldu.

Ta ki, 2007 yılı sonunda Apple’ın salt güvenlik nedeniyle telefonun özelliklerine harici erişimi bilerek kısıtladığını ve bunu kısmen açacağını, yasal bir iPhone yazılım alt yapısı üzerinden iPhone kullanıcılarının üçüncü parti yazılımlarını yükleyebileceklerini açıklayana kadar. 2008 yılı Mart ayında iTunes üzerinden çalışan App Store hizmete sunuldu ve başlar başlamaz program geliştiricilerine ücretsiz dağıtılan iPhone yazılım geliştirme ortamı kullanılarak hazırlanan programlar üçer beşer iTunes Store raflarındaki yerlerini almaya başladı.

Bazı iPhone App ikonları

Apple’ın bugün de geçerliliğini koruyan kaygısı şuydu:

iPhone’ları üzerinden e-posta alıp veren, İnternet üzerinden kimi gizlilik gerektiren işlemler yapan, telefonlarında gerek kendileri gerekse sosyal çevreleriyle ilgili bilgiler saklayan telefon sahiplerinin veri güvenliğinin korunması.

Buna önlem olarak iPhone’a yüklenebilecek yazılımlar tek bir merkezden ve o merkezin belirlediği güvenlik, telif hakkı ihlali, iPhone arayüz ve kullanıcı etkileşim prensiplerine bağlılık, iPhone üzerinde çalışan temel programların fonksiyonlarını tekrar ediyor olup olmadığı, işletim sistemine ve işlemciye gereksiz yükler bindiren yazılım konseptleri ve başka bazı kural ve prensiplere göre incelenip, bu sınavı geçebilen yazılımlar iPhone sahiplerine iTunes üzerinden erişebilme, satışa sunulabilme şansına sahip olabileceklerdi.

App Store’un ilk sunumundaki konuşmasında Steve Jobs, yazılımcılara şu müjdeyi vermişti:

Ücretsiz yazılım üretenlerden para alınmayacak, ücretli yazılım üretenlerin satışları üzerinden yüzde otuz prim karşılığında yazılımları tüm dünya iPhone kullanıcılarının hem telefonlarından hem bilgisayarlarından erişilebilecek şekilde satışa hazır tutulacak. Bunun için gereken teknik ve finansal altyapıyı Apple sunacak. Hem de iTunes gibi, kendi işini kendi içinde çözen ve daha önce başka bir örneği olmayan (doğası gereği, benzer bir sistem üzerinde Microsoft da çalışmaya başladı) alışveriş güvenliği sıkıntısı olmayan bir sistem üzerinden.

iPhone Developer Program’a katılmak için Apple’a 100 USD yıllık ücret ödeniyor. Programınızın fiyatını kendiniz özgürce belirleyebiliyorsunuz. Alt veya üst sınır diye bir şey yok. Yazılımı bir dolara satıyorsanız bunun otuz senti Apple’da kalıyor, yetmiş senti hesabınıza yatıyor.

Steve Jobs aynı konuşmada yüz milyon dolarlık bir fonu da duyurdu. Adına iFund ;) dedikleri, iPhone ve iPod Touch platformları için program üretecek kişi ve firmaların projelerine karşılık başvurabildikleri bir finans kaynağını.

iFund’dan destek alan son yazılım firması, Smule. Smule, Ocarina ve Zephyr isimli iPhone programlarının üreticisi. Yeni projeleri için 3.9 Milyon USD fonlandılar; Smule, App Store başladıktan sonra ortaya çıkan bir ortaklık girişimi.

Kısa dönemde gerçekleşmiş Apple Store kaynaklı başka başarı hikayelerini Google’da ve diğer yazılarımızın satır aralarında bulabilirsiniz.

İster ülkem bilişim insanlarının klasik geyiklerinden birisi haline gelmiş “Abi, Çin’in nüfus sayımı işlemleri için Database kurma işini kelle başı fiyatla alalım, paraya para demeyelim” tarzı bir yaklaşımla hafife alın, isterseniz önemseyin; basit bir hesap yapabilmeniz için şu anda tüm dünya üzerinde yaklaşık on sekiz milyon iPhone sahibi olduğu bilgisini verelim. Çoğu programın üzerinde çalıştığı ve aynı kaynaktan beslenen iPod Touch sayısından haberimiz yok.

***

iPhone için yazılım geliştiren Türklerden şu anda App Store’da programı bulunanların bir listesi [Bağlantılar] sayfamızda mevcut. Listedeki on üç kişi on yedi kişi ve kurumdan sadece beşi altısı bize Türkiye’den sesleniyor.

Hepsine ve aralarına sonradan katılacaklara çalışmalarında başarılar ve bol kazançlar diliyoruz.

Yanında iyi gider

Bir yorum var
Yorum yazın »

  1. Yazı başlığına cevaben:

    Var netekim… :)

    Türk iPhone Yazılımları Listesi ve devam yazılarında bir listesi mevcuttur.

Yorum yazın